03
Eki
11

İtalyan takım elbise

Çok kısa .

Yaş grubu itibariyle üniversite bitiminde denk geliyorsunuz.Ne kadar güzel.Alt kültüre olan ilginiz 1 senedir güncellemediğiniz tumblr sayfasında kaldı.Tam bir ortalama olduğunuz için “amanfazlagaydurmasın” darlığındaki hipster pantolonunuz , muhtemelen ne amaçla yapıldığı belli olmayan,bel ağrıtan,kullanılmayan ,en alt çekmecenizde (7 senelik Linkin Park tişörtünün yanında)

Eh politikaya giriş 101 dersini Ntvmsnbc RSS aboneliğiyle aldınız ve artık fikirleriniz var (Ouu yea!).

Ne yazık ki yeni hayatınız füme rengi kumaş pantolon ritminde seyrediyor.Sosyal hayatınızı iş çıkışı akşam içkisiyle idame ettiriyorsunuz.Deneysel müzik kafa ütülemeye başladı değil mi? Gene de “Beğeniler” kısmı için yeterli malzeme toplayacak kadar dinliyorsunuz.Bu sayede sizin takım elbiseye ” yeşil pantolon” dan geçtiğinizi anlayabiliyoruz. Evet,subliminal mesaj üstadları son adımınızı da “status” la tamamladığınız zaman hepimiz Darwinizm’e inandık.Evrime daha sıkı sarıldık sayenizde. Heyhat!

Bundan sonraki adımınız “biz yeşillik olsun diye konuşanlar” ı eğitmeniz.Olağan bir arkadaş yazışmasının arasında girip, “Ama lütfen bu konuda daha duyarlı olalım” mesajı vermeniz.Adam akıllı cevap verenlere kilit cümleyi kullanmaktan çekinmeyin “Bu yaptığın faşizanlık ama!”Lütfen arada etimolojik açıklamalar yapmayı unutmayın ve sınırlı sayıda beğenilerinizi iletin.Bu sayede uzun vadede daha çok “eğitebilirsiniz”.Bu arada alelade sıfatların arasında girip “Bu çok ayrımcı olmuş,oysa ….(vikipedi copy paste) ” diyerek devam etmeyi unutmayın.Ne olursa olsun her konuşmanız sosyal mesajla bitsin.Huh!

Devamı var…

ps: kısa olmadı tabii.En kısa zamanda imla cilası atacağım ama çok yorgunum.

18
Eyl
11

alt-üst-kültür

Sevgili abidemebanacılar,

Bilseniz de bilmeseniz de yazarınız günseli, bir zamandır sokak sanatına sarmış vaziyette. Siz de yürüdüğünüz sokaklara arasıra dikkatle baksanız göreceksiniz sayın okuyucu, her yer ilham dolu sanatla kaynıyor. Bir ihtimal siz de günseli gibi salonlarda yapay övgüler ve kahkahalar eşliğinde sunulan “anlamadığınız” sanattan bıktıysanız sevgili okur, sokaklara göz atın. Alt-kültür’ü keşfedin, benimsetilen kültürü alt-üst edin! Belki de ünlü filmde dendiği gibi, “Mona Lisa ile kıçımızı silmenin vakti gelmiştir”!

 

 

 

 

 

zorunlu post scriptum: fotoların hepsini de paris ve istanbul’da yazarınız ben günseli çekti. safi legal yani.

Hadi yandan,

günseli.

20
Ağu
11

80lerden miras tavlama teknikleri / top ten!

Sevgili abidemebana’cılar, kadınlar, erkekler ve çocuklar, (Chers Mesdames, Messieurs et les enfants, chers Abidemebanaistes!!)

Biliyorsunuz blogunuz hep sizin için gözlemledi, çalıştı, çabaladı, hipotezler üretti, kanıtladı, size sundu, tepki verdi, tepki aldı..Tüm bu süreç içinde abidemebana, halkın her sınıf ve katmanına eşsiz hizmetlerde bulundu, hatta 2023’te başkanlık seçimine bile katılmayı düşünüyor. (olayı siz düşünün artık)

İşte bu yazısında da abidemebana’dan Günseli, halkım kadınlarına eşsiz bir hizmet veriyor! 80lerden miras erkek tavlama tekniklerini sizin için ilk on’a diziyor! (tabii erkekler de bunları kullanabilir) Malumunuz tekniklerin hiçbir garantisi yoktur, ne Günseli ne de kankaları bu teknikleri uygulamamışlardır. Lakin belirtilmelidir ki, işbu teknikler yıllar, asırlar boyu halkımızca tercih edilegelmiştir. Bu nedenle sözkonusu tekniklerin başarısını karşı komşuya, chpli yengenize, okul arkadaşınıza, köşedeki mhpli bakkala falan sorabilirsiniz. Yetmedi mi, kendiniz uygularsınız. Sonuçta unutmayın, biz Serpil Çakmaklı’nın sedefli ojelerinden, Banu Alkan’ın tüllerinden ve otrişlerinden, Türkan Sultan kirpiklerinden çok şey öğrendik, dahası bu teknikler (bugün bile uygulayan oldukça çoktur!) nesilden nesile geçen değerli bir mirastır. Tarihimizi koruyalım..

Gelelim listeye: (maalesef kullanılırlık sırasına dizemedik, hepsi çok değerli teknikler!)

numéro 1: ex kozu:  Hedefteki kişiye, kötü eski sevgili anlatılır, alttan alta “belalım var” hissi verilerek hedef kişi rekabet ve orman kanunları içine çekilir. Ex’e lanet okunur, lakin canlanan anılar anlatılırken gözler dolar, kısacası bir yandan hedef’e “bu alemde tek sevilen sen değilsin” enjekte edilerek kıskançlık kıvılcımları saçılır.

numéro 2: evlenilecek kız kartı:

En favori (Günseli’ye göre) ve sevilen metoddur. Örneğin gidilen restauranttaki hemen her yemeği “başarıyla pişiririm canım ne var” denir (dikkatli olun macaron evde yapılmaz:)), ev düzeni en önemli prensiptir, görülen kıyafete “dikilir canım, ne var” denir.

(- Valentino tuvalete baak!!

- Aman evde dikerim ben onu…

- :/ )

çocuk da yaparım kariyer de çizgisinin altı sıkça çizilerek, dağınık saçlı entel hatunlar devre dışı bırakılır. Atkı örmek opsiyoneldir. (bu kız beni görmeli kafası)

numéro 3: eğlenilecek kız kartı:  Düşünülenin aksine, tez-antitez olayının (bu ne diyalektik!) bir yansıması olarak, ev çekip çeviren becerikli kız kartıyla eş zamanlı oynanmalıdır. İşin anahtarı, son günlerin favori adlandırması olan “kendisiyle rakı içilecek kadın” klasmanına girebilmektir. Dolayısıyla numéro 2 kartıyla oynanan bu kart, sizi hedefinize hoplaya zıplaya yaklaştırır, “abi hem becerikli hem eğlenceli” beyanları havalarda uçuşur.

numéro 4: “aa bak fotoğrafta ne cici çıkmışız”:  80lerde fotoğraf şimdiki kadar yaygın değildi diyerek Günseli’ye çemkirebilirsiniz. Ancak bu çemkirme, tavlama taktiğinin gücünü azaltmayacaktır! Çünkü işi bilen bir arkadaşın sizi hedefinizle birlikte “rastgele” yakaladığı bir fotoğraf karesinden daha samimi ne olabilir? Örnek vakaya bakalım:

siz: – Aaa Berktan, baak ben hiç farketmemiştim yanyana oturduğumuzuuu….

destek kuvvet olarak kanka: – Yaa evet Berktan, Ece ile siz süper çıkmışsınız cidden, ışık felan harika!

Berktan (iç ses): – Lan?!

numéro 5: ben de sizin aileden sayılırım..metodu:  Bu metod, hedefinizin nerede oturduğunu, anne-babasının mesleğini, kardeş sayısı ve niteliklerini sohvet arasına sıkıştırarak öğrenmek ve akılda tutmakla başlar. Metodun favori kullanımlarından birkaçı, hedefin oturduğu semti hiç görmediğini söyleyerek “bana orayı gezdirsene” tribine girmek, össye giren kardeşin puanını sormak ve hedefiniz morali bozuk geldiğinde yanına gidip “ay babanla olan sorunlarını biliyorum…lütfen kendini yıpratma…” tribi göstermektir. Aile bilgileri sizi samimiyette 2.dereceye zıplatır.

numéro 6: cool kişilik (uzaklara bak):  Sevgili okuyucu, diyelim ortamda rüzgar sizin yönünüzde esmedi. Geriye yapılacak bir trip kalır: kool kişilik.

Hedefinizin de içinde bulunduğu kadınlı-erkekli ortam gülüş ve dahi cümbüş içindeyken, yavaşça kenara sıyrılır gözlerinizi ufka diker ve Napolyonvari düşüncelere dalarsınız. İnsanların “Neyin var?” demesine mahal verseniz de, ancak ve ancak hedefinizin sizin coolluğunuzu bozmasına izin verirsiniz.

numéro 7: “maçofili”:  Sevgili okuyucu, yüce tarihimizden (maalesef) miras bir diğer teknik de erkek cinsi kişilerin egolarına hava basmaktır. Bunun için şu tarz beyanlar vermek önemlidir:

“Erkektir dövüşür”, “Ne yazık ki kılıbık değil maço arıyorum” (Ajda’dan çal), “Ben sıradan biriyim, işin aslı sevgilim sen bana fazla iyisin” (Zuhal’den çal) gibi gibi.

numéro 8: Bizim blogu okuduğuna göre biliyorsun ki sevgili okuyucu, iletişim araçları her geçen gün hızla gelişiyor. Önceleri telefon numaraları gizlice değiş-tokuş edilir, telsizden gece vakti arkadaş aranır iken, artık msn (eskiden mirc ve icq vardı abi), feysbuk, bbm, twitter’dan “eklemek” sıradanlaştı. Ekleyince n’oluyor, efendim hem hedefiniz hakkında kişisel bilgilere erişiyor hemi de kendisiyle spontanman muhabbet ediyorsunuz. Yetmediyse bir de hedefinizi google’lamayı deneyin. Aferin.

numéro 9: aynı sigarayı iç:  Sevgili okuyucular, bu teknik/taktik 80lerin vazgeçilmezlerindendi diyebiliriz. Hatta Emrah’ın oynadığı deri mont-motorsiklet-disko-tıptıstıpçak müzik-tayt auralı gençlik filmlerinde bile biz bu taktiği gördük. Nasıl oluyor, şimdi esas oğlan sigara içerken, siz geliyorsunuz, ondan istiyor ve sigarasından içiyorsunuz (bir çakma Woodstock kafası) ve n’oluyori 80 filmlerine göre bravo size!

numéro 10: dans figürleri:  Sevgili okuyucu bu taktik blog yazarınız Günseli’ye göre en en eğlencelisi, en komiğidir. Peki neden? Çünkü dans ederken rezil olmak da var, vezir olmak da.

Oldu ki, hedefinizle müzikli bir ortama düştünüz, başlayın dans etmeye. Fakat unutmayın, Fame bir filmdi!!!

Bitti. Gördüğünüz gibi blogunuz bugün bir Kosmopolitan, bir Vog dergisi, bir İpek Olgun kitabı gibi çalıştı, dertlere derman oldu. Gönlünüzce kullanın bu teknikleri ve ne demiş les Anglais, keep in touch sevgili okuyucular!!!

Günseli.

(Ayrıca resimleri illegal kullandım / her zamanki gibin o ancak kaynakları bendedir!)

11
Ağu
11

bir ağartı.

Güzel ve yakışıklı okuyucular, abidemebana’nın yılmaz yol arkadaşları,

Orijinal yapım yazımız pek yakında. Ancak önce bu şiir okunup ezberlenecek. Sözlü yapacağım ona göre.

sevgililer yüzüne karşılık geldim
kaygı bağırdı gözevlerimde

günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında

günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından yarılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi oldu an
başlar ikinci artık

beygirler uzağa kayıyorlar

bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler

bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak
bekardan korkan ev sahiplerinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi

yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşunuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda’yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi insanı saran etrafımızda
kelebek kanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar
seviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba
çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakaklarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarlarımda itişen uykulara

bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgâr vardır
bir oyuncakçı vitrininin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezalandırmış şekilleri

kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri

noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi

bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki

o içinden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde

durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe korkmak
yüzünle geldiğini

ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim

Cahit Zarifoğlu

son dize başka nerede var?? edebiyat sınavı sorusuyla veda ediyorum..Hoşçakalın sayın okuyucu.

05
Haz
11

şiir pınarı (un-censored version)

Hey sevgili okuyucu,

Malum sıcaklar bastırdı, börtü böcek yuvalarından fışkırdı derken tabii ki abidemebana’ya olan ihtiyacınızın giderek arttığını da farkettik, duruma el koyup blogumuzu şenlendirmeye karar verdik. Başlıktan da anlayacağınız gibi, bir şiir var bu sefer ama konuk bir yazar eşliğinde yazılmış, halk edebiyatı, sembolizm, cihangirizm ve hukuki terimleri bolca karıştırmış zengin bir karışım duruyor ta önünüzde…Okuyup anlamadığınız yerlerde ısrar etmeyip, geçiniz, daha da anlamıyorsanız gülmeye vurunuz çünkü bunu anlamayan “gerçek” şiiri evleviyetle anlamayacaktır, ki biz de iktidar sahipleri olarak onlarla uğraşmıyor, muhatap olmuyoruz biliyorsunuz ki. Okuyup anladığınız, ve fekat toplumsal ahlaka, devlet düzenine, siyasi partilere ve parti liderlerine mugayir bulduğunuz şeyleri bir zahmet sinenize çekiniz. (hayatta her şey şiir değildir arkadaşlar!)

İki dakika da bu şiirin yarı-yazımını benimle birlikte gerçekleştiren efiii‘den bahsedeyim (evet atışma biçiminde yazdık, hani “aşk bir otobüstür binmesini bilmeli”, “son durağa gelince inmesini bilmeli” tarzında, bkz. çiçek abbas). Kendisi Rus bozkırlarının göğsünden fışkırmış bir edebi ozan, bir kate blanchett benzeri, bir aylak kadın, bir kırmızı balık (comme un poisson rouge). Kendisini pek sever pek sayarım, şiiri okuyunca siz benden çok sevebilirsiniz.

Evet artık gelsin edebiyat, açılsın perde!!

 

BEN SANA ŞAİR OLAMAZSIN DEMEDİM (bir dram)

Korseli Alar.ya da Korsikalı polisler. ya da Barbes- Rochechouartlı hiphopçılar.

Kendi çevresinde dönen bitli kayıp turisticalar.

‘ama ben 1 Mayıs’ı Paris’te kutladım’ Louis-Vuittoncuları ve briyantinli sevgililer

Le Président sevenler, kuru Hasan’a tapanlar, sanki bunlar beleşçiler

espresso bardağından çıkan devrim ve ekşiyip sirkeleşen rozé şarapların dramı,

Oh Margaret, Margaret! Paris’te abazanlıkla entelliğe adım atan les progrès’istler..

Heyhat’ı hey, hot! diye anlayan, ey public bilgisayarlarda mail adresini kaydedenlerin

İkircikli şehir sevgisi, hey hot!

 

Paris’te eyfel adamcıklar

Amsterdam’da cinsiyetsiz vibratörler

Alayına dikey alayına hiyerarşi

ve onu kesen pont-neuf sidiklisi (emice’ye saygılar!)

Oysa deniz haydutları da senin benim kadar Parisliydi

azımsayıp yanaşmadık Amisterdam’da tek pişirimlik aşka

Döndük geldik yine Malezyavari yuvamıza (uncensored version)

 

“Mini burka”lı anarko gençler, birbirleriyle şablon eyliyorlar

Günseli, bizde neden yok?

Okşanlara o kadar ! oç varken..

Devrim gelene dek enseden öpmek yasak, haydutluk serbest idi

Devrim geldi, dava açacak idik, devrim gitti (Paris’e)

Devrim Devrim dedin kırmızı rujumu yedin

Al sana vodka, al sana havyar, tango çaça bok püsür

“dans edilmeyen devrim, evrim değildir”.

 

Meğer isem Darvin yanılmış, tamam Neanderthal idi atamız

Lakin biz kadınız nerede bizim çanta taşıyıcı dirsek kasımız

(zengin uyağın alnından öpülüşü, şrak sesi!)

Nerde parmak yalayıp para sayan godamanlar

Kredi kartıyla fukarayı, zibidiyi ayıramayan zamanlar

Nerde nerde lv çantam nerde, nerde nerde inci kolyem nerde! (x2)

Büyük paşa dedem de yelkenci idi, biçare bilemedi Şükran Moral’in önemini,

En sonunda sattı yelkenini, Kaybedenler Kulübü’nü benimsedi

ve köklendi Cihangir semalarında (yazın sonunda, kalpler kırıkken)..

En çok aşık olanlar kalbi kırık olanlardır

Bir banktır Olimpos kafası.

Sevilmeye değer iki kadın vardır:

her daim yemek yiyen mavi saçlı bir anne ve sevişmeyi motorsiklete binebilmekle eş tutan akıllı kızçe

Burası kaybederken zenginleşenler kulübü.

oysa akıllı kız niye terkedildi “ayıplı mal” miydi o da?

Ya da kıvırcık saçlı kadınlar her daim terk mi edilmeli?

Mavi saçlı annem dedi ki, “kızım entel ol da, bir kadın her daim motorsiklete pinebilmeli”

Dahası iki adet ayıplı söz var motorsiklet lafında..

 

Sorarım ne fark var

Torununa sexy girl yazılı t-shirt alan Fatihli teyzemle

organic-inorganic yelpazesinde ağızlara bir parmak bal çalanlar arasında

Beşiktaş belediyesinin bez çantası Evropada para edebilir bilirsin

Abiyelerin şahının Fatihte olduğunu bildiğin gibi

Che logolu parmak arası terliklerini giy de gel

İronisiz gelme sakın, wayfarer’ı tak da gel

chpye oy bas fekat orak-çekiç al da gel

Şişman isen sevmem seni, sakın yasaklama beni (x4)

 

Zenciye siyahi olduğu için ceza kesmekse niyetin

Siyahiye zenci dediğindendir kronik muhalif halim

Ünlemleri parantez içlerine hapsetmiş zihniyetlere (!) dir

Sokaklardaki apolitik sesim

Mesela annem komisyon toplasın beni geçirsin kadınlık dersimden

Kaslı değilim diye dışlamasınlar beni akademiden

Kalbin kırıksa sevgilim, mention at bana twitter’den

Ya da Dersim’den

bir biralık zaman çalarız Asmalımescit’ten

bir “guy” kap da getir geldiğin yerden

Biraz olsun cool olmak istersen..

O “guy” ki pantolonu dar paça idi

Çizgili tişört giyer, kendini severdi

Asmalı’dan aşağı indie söyleyerek inerdi

Ve fekat geride kaldı, bankacı olmaya karar verdi (uyaklama)

 

Kaldı mı kadın kaldı mı bayan?

Kim var ki sözcüklerde anlam arayan?

Bir mesele oluverdi bu bizi bayan…

Ey bayanlar!

Toplanın savunun kadınlara karşı isminizi

Yoksa sileceklermiş entelektüel camiadan cisminizi

Hey be hey! (hot!)

10.yıl marşına kulaç atan yat gezileri

Kıyıya varınca neden chpli

Hadi durma suçla günübirlikçileri!

Ya remikslemeseydi Kenan Doğulu 10.yıl marşını

Nasıl bitirilirdi Halikarnas diskosu naytları

Köpük banyosu ile pek iyi giderdi Alper Tunga destanı

Alper Tunga öldü mi motorsiklet geldi mi

 

Böyükşehirde Pazar

2 saatte kahvaltıya gitmektir Sarıyer’e

petit dejöne geçti güzelim

Sür kendini party’e

Annem dedi ki c’est comme ça yavrum tak koluna çantayı

Ve fekat burası Estambul, herkes çantaya pek bir meraklı

(geçip giden petit dejönelerin kekremsi tadı)

Hayde gel, facebook profili işletelim.

Gir koluma dans edelim

işe girsin garibanlar sayemizde

Kanatlansın vicdanımız

Atılmış alti sifur ile.

-acı son-

 

p.s. şiiri mümkünse, bir adet “erkekler …dır, kadınlar ise …” banal Türk edebiyatı kitabı (bkz.bütün kadınların kafası hebeleydir) ve caz albümü eşliğinde okuyunuz (best jazz 80-90), koyu çekim filtre kahvenizi veya rozé şarabınızı unutmayınız. Sevgiler bizden….

Günseliseli.

12
Mar
11

long time, no see!

anglofon anglofon başladığım yazıyı pek de devam ettiremeyeceğim sevgili okur, çünkü ben senin yerinde olsam gider bestseller bir kitap okur veyahut hangi gazeteci hangi politikacı eşleştirmeleri felan çözerdim. ama belli ki senin daha iyi bir işin yok. dolayısıyla ben susuyorum ama siz bu siteye bir göz atın, evet yaşlanınca böyle bir kafaya girme isteğim var, doğrudur. malum 8 mart da geçmiş gitmiş, ama yaşasın nenelerin gücü!!

pek yakında döneceğim, hayde öptüm seni okur..

http://raginggrannies.org/

01
Oca
11

gündemleyin

Abiler ablalar,

Uzun bir aradan sonra blog sezonumuzu yeniden açalım dedik demesine de, ben 1 Ocak gününün naçizane sessizliğinde, 2010’un en önemli olaylarından derlemek istedim sizler için. Evet, her şey senin için sevgili okuyucu..Lakin tüm çabalarıma rağmen gündemi pek kalabalık itiş kakış olan memleketten bir-iki olay çeldi beynimi. Şöyle bir baktım; kürt sorunu mu, çözülüüüür canııııım, adaletsizlik mi, aman herkeste var, kadınların ezilmesi, feministler bir susun bakıyım, faili meçhul cinayetler, başbakanımız çözer! diyerek böylece uyaklı bir biçimde kafamı temizledim. Geriye bir kaç şey kalmıştı, Osman bebesinin durumu, Caroline’in namus belası, Erol Büyükburch babanın uzaylı yavrusu ve tabi ki Ali Rıza’nın geberip gitmesi, pardon, acılara artık -5 sene sonunda- dayanamaması.

Ama aslında parmak basılması gereken nokta, o evde uyurken, iki kızı bir adam için bağrışan, aynı anda oğlu banka hortumlayan falan bir Ali Rıza’nın meşum hikayesinin bu şekilde bitmesinin bizi ne kadar tatmin edip etmediğiydi. Neymiş efendim, adam kurtuldu lakin peki ya aşüfte gelini neden bir ceza bulmayacaktı?, dahası damadı olan haydut önünde diz çöküp ağlamadı bile. Dostoyevskiesk bir son beklerken böyle bir sonla karşılaşan ev hanımları, otobüs şoförleri, bilimum chpli teyzeler, başbakan, muhalefet ve ordu bu sondan hiç de memnun kalmadılar. (benden söylemesi biçiminde)

Oysa çakma bir Marie Antoinette hikayesi olan Aşk-ı Memnu bittiğinde nasıl da derin bir oh çekmişti halkımız. Adeta Almanlar yenince biz de yenmiş sayılmıştık. Firdevs’in yüzüne kamyon çarpması, Behlül’ün acıklı homeless sakalı hepimizi kendimizden geçirmişti..Hey gidi günler hey..Görüyorsun ki sayın okuyucu “artık” Türk televizyonunda hiç kalite kalmadı hiiiç…

Gelelim ikinci derdime (second phase of the writing plan, yes); herkes 10,9,8 diye sayadursun, yılbaşıyla ilgili benim de söyleyeceklerim vardı. Kendimi zor tutuyordum ki, sizi buldum. Geçen yılbaşı “arefesinde” sokaklarda dolaşırken, ağır bir sosyolojik olguya rastladım, keşke onu daha evvel keşfetseydim, o ne peki? Kırmızı don. Teyzeler kocalarıyla kendilerine çifter dörder don alıyorlardı, peki bunları giyiyorlar mıydı, onu düşünmek istemedim..Sadece sustum. Sonunda aklıma şu geldi, zaten üniversite bitirmek yeterince kolaylaştı, ben de keşkem herkes gibin “sosyoloji” okusaydım da aziz halkımızın Noel, yılbaşı gelenekleri hakkında bir tez yazsaydım dedim, fikrim bile hazırdı sevgili okur, büyük şehirlerde bir araştırma yapacaktım, yılbaşında kim kırmızı don giyiyordu? Sonra bunu yüzdelere dökecek ve Radikal’e manşet olacaktım. Bir şöhret fırsatı da böyle kaçmış oldu ve gidip bir çay içtim.

Ya sevgili okurcuk, işte böyle…Seni, sizi sevmekteyim ve yeni yılda hepinize bol bol gereksiz edebiyat dilerim. Takipte kalın..

günseli.

 




körrikulum vitae(sivi)

Blog yazarlarınız günseli ve hilda, kapitalist dünyanın entelijensiyasına ait olabilme çırpınmalarının kendilerine bahşettiği süper güçle, Nihat Doğan'ın vaftiz çocukları oldular. Kendilerini ciddiyete davet etmeyin, gelmezler (bedava kanepeler hariç). Bilinçaltı çöplüğümüzde kendi idinizden ve izinizden(serbest çağrışım engellenemez!) parçalar bulursanız, işkillenmeyiniz(endorfin hormonlarınız boşuna yorulmasın), blogumuz Fikri ve Sınai Haklar Kanunu madde 999894'e göre bizim mülkiyetimizdedir, e mülkiyet de hırsızlıktır. Achtung!! Blogumuz yüksek derecede ideolojiktir, yamuk yapana ideolojik yaklaşırız. (ah Sessiz Ünlü) Şimdi gözlerinizi kapatın, derin derin nefes alın, ve açın. Aferin size...
Elimde var kokulu silgi / Nedir sendeki bu ilgi
derken, ilham kaynağımız olan tüm lümpenlere sevgilerimizle...Küstüm, küstüm..

ilhami

görür görmez sevdim seni
buldum dedim ben dengimi
bembeyaz bir gelinlikle
hayal edip durdum seni
utandım söyleyemedim
sevgimi hergün gizledim
bir gün anlatmak istedim
abi deyince vazgeçtim..

aynı anadan mı doğduk
aynı babadan mı olduk
bana abi deyip durma
severken kardeş mi olduk

sen aşkımsın sen sevdiğim
hayal ettiğim tek eşim
beni abin gibi sevdin
keşke seni görmeseydim

olamazsın sen kardeşim
olamam ben senin abin
bana sevgilim de artık
seviyorum seni zalim

Ümit Besen

geçmişmiş


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.